15 Temmuz’un Arkasındaki Siviller (7)

Gülen Cemaati’nin orduyla 40 yıllık dansı

Talat Aydemir’in son başarısız darbe girişimine, o sırada Ankara’da zorunlu askerliğini yapan bir imam da katılmıştı:

Son gece hepimiz pür heyecandık. Radyo Evini bir onlar, bir bizim taraf teslim alıyordu. Önce ihtilâl ilan ediliyor, ardından ‘asiler bastırıldı’ deniyordu….Üzerimizde uçaklar uçmaya başladı. Niyetleri Mamak’ı ortadan kaldırmakmış. Bizim taraf teslim oldu…”

22 yaşındaki o genç imamın adı Fethullah Gülen’di.

1941 doğumlu bir vaiz olan Fethullah Gülen’in asker gerçeğiyle tanışması anılarına göre 22 yaşındayken 27 Mayıs 1960 darbesiyle oldu:

“1960 ihtilali olduğu zaman hiç hazmedemedim. O gün kaçtık bir köye dönüp geldik. Ona dedim ki; Sen bir silah tedarik et. Birer de bomba. Bu meclisi bu adamların başına uçurmazsam bana da bilmem ne demesinler… Genelkurmay’ı havaya uçurmak, bu adamlardan ne pahasına olursa olsun intikam almak istiyordum… Anlattığım planları hazırlarken Yaşar Hoca’ya (Tunagör) bir sorayım dedim… Bana; ‘Oğlum! Ben sana bir şey sorayım. Sen bunları öldürürsen bunların yerine sağlam olarak kimi koyacaksın?’ O zamana kadar bunu düşünmemiştim. Çamurun biri gidecek diğeri gelecek bu fikrin bana faydası oldu…”

1962 yılında İskenderun’da askerliğine devam ederken verdiği bir vaaz sırasında siyasi eleştiri yapınca gözaltına alındı. Yine anılarından o yıllarda bile kendisini koruyan subaylar olduğunu öğreniyoruz:

“O zaman Necdet Bey’in kahramanlığını hiç unutmayacağım. Binbaşıymış. Ben onu yarbay zannediyordum. Göz doktoruydu. Benimle görüşmek yasak olmasına rağmen tel örgüleri atlayarak resmî urbasıyla içeri girdi. Boynuma sarıldı. Bu zat denizci olduğu için askerler rütbesini de karıştırıp ‘Bu nasıl asker. Albaylar, paşalar onunla görüşüyorlar’ deyip epey korkmuşlar… Daha sonra görüştüğümüzde anlatmıştı: ‘Sen nasıl olur gider bir erin yanına da ona sarılırsın’ demişler. O da ‘O bir er değil. O başka bir adam. Ben onun ayaklarını bile öperim’ demiş…”

12 Mart 1971 Muhtırasından sonra yeniden tutuklandı. Afla serbest kaldı. Bu sırada İzmir’de ilk dershane ve öğrenci yurtları açılmaya başlanmıştı.

12 Eylül 1980 darbesinden sonra da arananlar listesindeydi. Ama darbeyi kendisine önceden haber veren üst düzey subaylar vardı artık:

“Onlara yakınlardan (üst düzey askerlerden) bir ikisi ihtilalden bir gün önce, öğlene doğru bana geldi, bir alarm olarak askeriyede bir hareketlilik olabilir dedi. Yani ben ihtilalin olabileceğini daha öğlen vaktinde biliyordum. Öğlen sonuydu, akşam yine onlardan (Askeri öğrencilerden) küçük iki arkadaş gelmişti, şimdi birisini ayırdılar, birisi mensup olarak duruyor. Gece ben onları kaldırdım, ‘evden gidin, sizinkiler bugün kazan kaldıracaklar’ dedim. Onları kaldırdık evden gittiler…”

Gülen, altı yıl boyunca hakkında arama kararı sürecek 12 Eylül 1980 darbesini cemaatin dergisi Sızıntı’da şöyle selamlamıştı:

“…ümidimizin tükendiği yerde, Hızır gibi imdadımıza yetişen Mehmetçiğe, istihalelerin son kertesine varabilmesi dileğimizi arz ediyoruz”

Ordu içindeki bir Gülenci örgütlenmesi olduğuyla ilgili ilk haberler ise bundan 31 yıl önce yapılmıştı.

28 Aralık 1986 günkü Haftalık sol eğilimli Nokta Dergisi’nde Ruşen Çakır ve Can San imzalı haberin başlığı şöyleydi: “Orduya sızan dinci grup: Fethullahçılar”

Haber şöyle devam ediyordu:

“Üç askeri lisede yapılan soruşturmalarda Fethullahçı oldukları saptanan 66 öğrenci okuldan atıldı. Dinci grubun hazırladığı kurslarla öğrencileri sınavlara hazırladığı ve onlar aracılığıyla okullarda örgütlenme faaliyetine girdiği saptandı. Bursa’da bir evde toplanan bir grup Işıklar Askeri Lisesi öğrencisi, büyük bir dikkatle ‘abilerini’ dinliyorlardı. ”Kurmay oluncaya kadar dişinizi sıkın, kendinizi belli etmeyin. Gözünüzle namaz kılın. 2000’li yıllarda Türkiye’yi kavrayacağız.” Yaşları 14 ila 16 arasında değişen askeri okul öğrencilerine ”güç bir görev” verilmişti. Türkiye’de yıllardır laikliğin kalesi olarak bilinen Silahlı Kuvvetler’e sızmak…”

1992 yılında Emniyet Genel Müdürlüğü İstihbarat Daire Başkanı Tuncer Meriç, devlet içindeki Gülenci yapılanmaya dikkat çeken ilk raporu yazdı. Rapora göre Gülenciler daha o tarihte “Ankara’daki polis koleji öğrencilerinin yüzde 50’sine yakın bir kesimi ile temas halindeydi” ve “örgütün polis kolejindeki örgütlenmesinin başında, sivil bir üniversite öğrencisi . bulunuyordu”

1994 yılında gazeteler Gölcük’teki Deniz Kuvvetleri karargahı ve GATA’daki (askeri tıp fakültesi) Gülenci subaylara yönelik bir soruşturma yürütüldüğünü, çok sayıda subayın ordudan ihraç edilebileceğini yazdı. Gazeteler o günlerde Başbakan Tansu Çiller’le bir araya gelen Fethullah Gülen’in bu soruşturmalara karşı Çiller’den destek istediğini de iddia ettiler.

 

O görüşmede Fethullah Gülen’le, Başbakan Çiller arasında geçen bir konuşmanın içeriği ise yıllar sonra ortaya çıktı. 2012 yılında Meclis’te kurulan Darbeleri Araştırma Komisyonu’na davet edilen, Gülen’in en yakın adamlarından ve Gülencilere ait Zaman gazetesinin ilk sahibi Alaaddin Kaya- şu anda darbe soruşturmasında tutuklu- Gülen’in Çiller’e ordu içinde hareketlilikler olduğunu söyleyip, bazı resmi belgeler vermeye çalıştığını, Çiller’in ise kızarak “Lütfen dengeli olalım hocam” dediğini anlattı.

 

Yine aynı ifadede Alaattin Kaya, Meclis komisyonuna, 1996 yılında Fethullah Gülen’in benzer bir teklifi Başbakan Erbakan’a da yaptığını anlattı. Gülen, Erbakan’ı uyarmak için ordu içindeki terfi ve tasfiyelerin karara bağlandığı yıllık Yüksek Askeri Şura toplantılarının hazırlık toplantılarıyla ilgili ses kasetlerini göndermişti. Yani 30 yıl önce Türk Silahlı Kuvvetleri’nin en önemli toplantısının hazırlıklarını dinleyebilecek kadar ordu içinde örgütlü bir yapıydı Gülenciler. Ve 1999. 21 Mart 1999 günü Ege Ordu Komutanlığı ve İzmir Emniyet Müdürlüğü’nce yürütülen operasyonda, Yenişehir Zeytinlik mahallesindeki 2 Gülen cemaat evine baskın yapıldı. Evlerde bulunan Uludağ ve Marmara Üniversitesi öğrencileri N.C. ve S.C. ile Maltepe Askeri Lisesi öğrencisi “Numan” kod adlı M.Y, “İsmail” kod adlı M.S, “Ali” kod adlı H.Y.K. ve “Enes” kod adlı Y.A. ile adı açıklanmayan bir din dersi öğretmeni gözaltına alındı. Güvenlik Şube Müdürlüğü’nce sorguları yapılan üniversite öğrencileri N.C. ve S.C, adliyeye sevk edildi. İzmir Cumhuriyet Savcılığı’nca ifadeleri alınan öğrenciler, daha sonra serbest bırakıldı.

Yakalananlar Gülen cemaatine mensup askeri lise öğrencileri ve onların bağlı olduğu cemaatin sivil imamları olan “abiler”di.. Operasyondan bir gün sonra 22 Mart 1999 günü Fethullah Gülen, tedavi olma gerekçesiyle Türkiye’yi terk ederek ABD’ye gitti. 3 ay sonra 18 Haziran 1999 akşamı ATV televizyonunda Fethullah Gülen’in 1986’daki bir sohbetinin görüntüleri yayınlandı.

Gülen oldukça açık sözlüydü:

“…Belli bir noktaya, belli bir kıvama gelecekleri ana kadar, bu şekilde hizmete devam etmeleri “şart, zaruri, lüzumlu. Yanlış bir şey yapar, kıvama ulaşılmadan, özleriyle tam bütünleşmeden, gereken mesafe alınmadan, bir kısım erken huruç diyebileceğimiz çıkışlar yapılırsa, dünya başlarını ezer ve Müslümanlara Cezayir’deki hadise gibi yeni bir hadise yaşatırlar. Suriye’deki gibi 82 vak’ası gibi bir fecaat ve fezaat yaşatırlar….Bir yanlışlık bize falso yaşatır ve bu falso ile yediğimiz mağlubiyeti telafi edemeyiz, yanlışı telafi edemeyiz. Bu sefer onlar sizi kıskıvrak derdest eder, bir daha belinizi doğrultmanıza fırsat vermezler hafizanallah….Tam özünüzü bulabileceğiniz , kıvama gelebileceğiniz ana kadar, dünyayı sırtınıza alıp taşıyabilecek güce ulaşabileceğiniz ana kadar o gücü temsil edeceğiniz elinizde olacak ana kadar, Türkiye’deki devlet yapısı ölçüsüne göre bütün anayasal müesseselerdeki güç ve kuvveti cephenize çekeceğiniz ana kadar her adım, erken sayılır, her adım 20 gününü doldurmadan yumurtayı kırma gibi bir şeydir, civcivleri terk eden kuluçka gibi, civcivleri doluya, fırtınaya terketmek gibi bir şeydir… Biz buyuz, sesimiz soluğumuz bu, bunca kalabalık içerisinde duygu ve düşüncelerimi sözde mahremce anlattım ama size mahremiyete sadık, mahremiyet mevzuunda hassas duygularınıza sığınarak anlattım. Biliyorum ki, elinizdeki meyve suları, boş kutularını dışarı çıkarken, bir çöp kutusuna attığınız gibi bu düşünceleri de açık olma yoluyla çöp kutularına atıp gideceksiniz, arz edebildim mi evet, sırrım senin esirindir söylersen esiri olursun”

“İster mülkiyede, ister adliyede, ister diğer sahalarda böyle bir münasebetle bahsetmiştim, arkadaşlarımızın mevcudiyetinin İslami geleceğimiz adına, o işin garantisidir. Yani bu açıdan bir adliyede, bir mülkiyede, hayati bir müessesede bizim arkadaşlarımızın mevcudiyeti, böyle ferdi mevcudiyetler gibi ele alınıp böyle değerlendirilmemelidir. Yani gelecek adına bizim o ünitelerde garantilerimizdir. Bizim varlığımızın bunlar nabzıdır. Bu alanda varlığımızın teminatıdır. Bu ölçüde ve eğer şimdiden mevcut olanlar mevcudiyetini koruyamazsa, arkadan gelenlerin mevcudiyetini koruyamayız veya korumada şimdi onları kazanmaya çalıştığımız gibi zorlanırız.”

Kasetlerin ortaya çıkmasının ardından Fethullah Gülen hakkında Devlet Güvenlik Mahkemesi’nde dava açıldı ve savcı tutuklanmasını istedi.İddianameyle ilgili 6 Kasım 2001’de ABD’de Newark Federal Savcılığı’na giderek savcı Bruce Repetto’ya ifade veren Gülen kasetler için “uydurma ve montaj” dedi. Bu sırada iddianameyi hazırlayan Savcı Nusret Demiral’in 2002 yılında bir seks kaseti çıktı ve görevi bırakmak zorunda kaldı. Ne tesadüf ki bu kaseti yayınlayan gazeteci Ali Kırca hakkında da dört yıl sonra internete benzer bir seks kasedi sızdırıldı, kariyeri sona erdi. Gülen’le ilgili dava 2003 yılında beş yıl ertelendi ve 2008 yılında da Gülen Yargıtay tarafından oy birliğiyle beraat ettirildi.

Artık yeşil kart için ABD’ye başvurabilirdi.

 

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: