Big Bang Teorisi Var mı Yok mu Analizleri

big bang teorisi ile ilgili iki teori halen güncelliğini sürdürmektedir

 Evrenimizin Big Bang diye tasvir edilen büyük bir patlama ile mi oluştuğu sorusunun henüz kesin bir cevabı yok.  Mevcut olan iki big bang teorisi ise şöyle:

Halton Arp, evrenin genişlediği görüşünü ilk ortaya atan Hubble adlı astrofizikçinin yanında çalışmaya başlamış bir astrofizikçidir. 1957’den 1983’e kadar Palomar Gözlemevinde (USA) çalışmış, 1983’den itibaren ise, Almanya’da Max Planck Institute for Astrophysics’de çalışmıştır.

Kızıla Kayma

  Big-bang teorisinin ortaya konulmasına neden olan kızıla-kayma “sabiti”ni ilk defa ortaya atan Hubble’in asistanı olarak onunla ilk astrofiziksel çalışmalarına başlayan Halton Arp (1988, 1998) ise yayınlarında, uzaydaki tüm galaksilerin zaman içinde birbirlerinden türediklerini iddia eder. Dolayısıyla big-bang diye bir başlangıç dönemi olmayan bir evrensel sistemin söz konusu olduğunu savunur.

Ancak geleneksel astrofizikçiler Arp’in gözlemlerini, farklı galaksilerin üst-üste çakışırcasına görüntü algılanması,  yani yakın bir galaksi ile uzak bir galaksiden gelen radyasyonların tesadüfen aynı yerde bulunmaları şeklinde yorumlamayı tercih emektedirler.

İşte astrofizikçiler arasındaki kavga hala bu merkezde sürmektedir.

Şimdi astrofiziksel verileri ortaya koyup, hangi tarafın daha mantıklı olduğu konusunu görelim.

Evrenin sürekli genişlediği varsayımı, uzaydan gelen radyasyonlarda red-shift (kızıla-kayma) denilen bir dalga-boyu büyümesi gözlemlenmesinden kaynaklanır.

.

Şimdi önce dalga boyu büyümesi (kızıla kayma) nasıl oluşur onu görelim

Sinyal Kaynağı

Bir sinyal kaynağı size yaklaşıyorsa, sinyalin dalga boyu küçülmüş (maviye kayma = blue-shift) olarak algılanır. Sinyal kaynağı sizden uzaklaşıyorsa, dalga boyu büyümüş (kızıla kayma = red-shift) olarak algılanır. Bu olayı yaklaşan bir arabanın sesinin tizleşmesi, uzaklaşan bir arabanın sesinin boğuklaşması olarak günlük hayatımızda yaşarız. Fizikte bu olaya Doppler olayı denir

Uzaydan gelen radyasyonlarda dalga-boyu ölçümlerinin farklı değerler göstermesi, bizlerden uzaklaşma oranlarıyla bağlantılı düşünülmüştür. En fazla dalga-boyu büyümesi gösteren galaksilerin çok uzakta, diğerlerinin daha yakında olması şeklinde bir uzay algılaması sistemi benimsenmiştir.

Uzaydan gelen radyasyonlarda görülen bu kızıla kayma olayı, astrofizikçilerin evreni gittikçe genişleyen bir sistem olarak yorumlamalarına ve evrenin büyük bir patlamayla (Big-Bang) oluştuğu hipotezini oluşturmalarına neden olmuştur. Mademki evren büyük bir patlamayla oluştu ve gittikçe genişliyor, o zaman genişleme hızını belirleyen bir katsayı bulunursa, ‘evrenin ne zaman oluştuğu da saptanabilir’ bakış-açısından gidilerek, kızıla-kayma oranı olarak Hubble-sabiti denilen bir katsayı hesaplanmıştır. En fazla kızıla kayma gösteren gök cisimlerinin değerlerinden yararlanarak da, Big-Bang oluşum zamanı hesaplamaları yapılmış ve evrenimizin yaklaşık 13.5 milyar yıl önce oluştuğu öne sürülmüştür. Günümüz dünyasında genel olarak kabul edilen evren görüşü bu şekildedir.

 

Big Bang Teorisi Geçersizdir Görüşü

Bazı astrofizikçiler ise, uzaydan gelen radyasyonlardaki kızıla-kayma olayının, maddelerin oluşum yaşlarına bağlı olarak değişebileceğini, çok eski zamanlarda oluşan maddelerin elektronlarının zaman içinde daha fazla karşılıklı etkileşime maruz kalmış olmalarından dolayı, daha enerjik olacaklarını, dolayısıyla daha küçük dalga-boylu radyasyonlar yayacaklarını, daha genç oluşmuş maddelerin elektronlarının ise, daha büyük dalga-boyunda radyasyonlar yaymasının gerektiğini, dolayısıyla big-bang görüşünün yanlış olduğunu ileri sürmüşlerdir. Bu görüşü ileri süren astrofizikçiler arasında Arp, Narlikar, Burbidge gibi astrofizikçiler gelmektedir. Bu bilim adamlarına göre, evrenden gelen radyasyonlardaki dalga boyu değişimleri, evrendeki madde yapısına bağlı olarak değişiklik gösterecektir, dolayısıyla, yeni oluşan galaksilerde daha fazla kızıla kayma, daha yaşlı galaksilerde ise, daha az kızıla kayma görülecektir.

Teorik gerekçe şöyledir

Jayant Narlikar 1977’de (Annals of Physics, 107, 325), Einstein’ın genel rölativite formülünün daha genel bir şekilde ifade edilecek olursa, zaman ve mekan içinde sabit olamayan kütle (m) terimini de içerecek şekilde yazılacağını; bu durumda rölativite denkleminin şu şekle (m = at2) dönüşeceğini ileri sürer.

Bu formülde (m) zamanın karesiyle değişen temel parçacık kütlesini ifade eder. (a) ise bir sabit katsayıdır. Bu durumda “curved space-time” (uzay-zaman bükülmesi) kavramı oluşmasına gerek yoktur.

Narlikar eşitliğinin önemi, kütlenin zamanla değişmeye uğrayacağını göstermesinde yatar. Yani, genç oluşturulan elektronların kütlesi daha az, eskiden oluşmuş elektronların kütlesi daha fazla olmak zorundadır. Kütlesi az olan bir elektron, atomların çevresinde yörünge değişimlerine uğradığında, o elektronun çevresine yayacağı fotonların enerjisi de az olacaktır, yani kızıla kayma denilen durum ortaya çıkacaktır.

 

 

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: