insanoğlu ne zamandır dünyada ve hayatın tarihçesi

insanoğlu ne zamandır dünyada ve yeryuvarı tarihi

   Dünyamızda hayat nasıl oluşmuş ve gelişmiş ve ayrıca insanoğlu hangi aşamada bu hayat tarihinde yer almaya başlamıştır konusunu inceleyebilmek için iki tür kaynağa ihtiyaç vardır. Bunların birincisi insan yazması eserler, ikincisi ise doğal yazıtlar veya belgelerdir. Biz bunlardan ikincisinin verilerinden yani kesin olan bilimsel verilerden faydalanarak bu tarihi özetlemeye çalışalım.

   Dünyada, doğal bir sistemle, her şeyin tarihsel kayıtları tutulur, belgeleri saklanır. Bunu yerbilimciler son bir-iki yüzyıl içinde keşfetmişlerdir. Bu “tarih kitabı” şöyle tutulmaktadır:

Olaylar İz Bırakır

   *Dünyadaki tüm önemli olaylar, belirgin izler bırakırlar; örneğin bir sel felaketi sonucu, göllere ve denizlere çok fazla çamur taşınır, kısa bir sürede, kalın bir tortul istif oluşur. Bu sele kapılan tüm hayvan ve bitkiler bu çamurlar içinde, göl veya deniz diplerinde, ebediyete aktarılıp, taşlaşırlar, yani fosilleşirler.

*Bir volkan patlar, bu volkanın külleri denizlerdeki çamurlara karışır ve o tortul tabaka oluşurken, çevrede bir volkanın patladığının tanıklığını yapar.

*Bir deprem olur, o depremde oluşan çatlaklar, o zamana kadar oluşmuş ve sertleşmiş tortul tabakalarda kaydedilirler. Daha sonra oluşacak tortullarda ise, bu eski depremin izleri olmayacaktır. Aynı yerde bir süre sonra bir deprem daha olacak olursa, alttaki eski katmanlarda iki tip çatlak oluşurken, iki deprem arasındaki dönemde oluşmuş katmanlarda tek tip çatlak oluşur.

*Dünyanın iklimi soğuksa, deniz veya göllerde, soğuk iklimi yansıtan izler kalır (buzul çakılları, soğuk iklim bitkileri kalıntıları, vs.); iklim sıcaksa, tabakalarda sıcak iklimi yansıtan izler bırakılır (tuz tabakaları, kömür oluşumları, vs.).

Deniz veya göllerde zamanı yansıtacak şekilde, bu tabakalar üst üste yığışırlar, ve oluştukları zaman aralığının tüm önemli kayıtlarını tutarlar! O zamanlar hangi hayvanlar yaşıyordu, hangi bitki türleri vardı, tüm bu soruların yanıtları, o tabakalarda kayıtlıdır.  Sözün kısası, dünya ve doğa, kendi tarih kitabını kendisi tutar

Denizler ve göller sürekli değildirler. Özellikle göller çabuk dolarlar ve kara haline geçerler. Günümüz insanları bu eski göl (veya deniz) tortullarını kat kat inceleyerek, eskiye doğru, dünyamızın tarihini yeniden tasarlama olanağı bulurlar. İşte, bu ve buna benzer başka yöntemlerle, tüm diğer canlıların tarihsel geçmişi incelenebildiği gibi, insanlık tarihi de, oldukça ayrıntılı olarak ortaya koyulabilmektedir. Şimdi, bu tür araştırmalar sonucu elde edilen bilgilerin kısa bir özetini sunalım.

Hayatın Gelişim Kronolojisi

 

  1. a) Yeryüzünün en eski yaratıkları çekirdeksiz tek hücreliler gurubu canlılardır, yaklaşık 3.5 milyar yıl önce ortaya çıkmışlardır
  2. b) Yeryüzünde ortaya çıkan ikinci kuşak canlılar, çekirdekli tek hücrelilerdir: Yaklaşık 2.5 milyar yıl önce tarih sahnesinde yer almaya başlamışlardır.
  3. c) Üçüncü kuşak canlılar olarak yaklaşık 700 milyon yıldan beri, sünger gibi kolonileşmiş hücre gurupları görünürler.
  4. d) Dördüncü kuşak canlılar olarak, midyeler gibi sert bir kavkı oluşturmuş hücre guruplaşmalarından oluşan canlılar gelirler, yaklaşık 600 milyon yıldan beri vardırlar.
  5. e) Beşinci kuşak canlılar olarak, omurgalı canlıların ilk temsilcileri olan balıklar görülürler ve yaklaşık 450 milyon yıldan beri yaşamaktadırlar.
  6. f) Altıncı kuşak canlılar olarak, karalardaki ilk otsu bitkiler gelirler ve yaklaşık 400 milyon yıldan beri vardırlar. Burada dikkat edilecek husus, hayatın milyarlarca yıldır denizlerde devam ederken, karaların tüm bu geçmiş süresince, çırıl çıplak olduğudur!
  7. g) Yedinci kuşak canlılar olarak, amfibia dediğimiz, semender, kurbağa gibi canlılar gelirler.
  8. h) Sekizinci kuşak canlılar olarak, yaklaşık 300 milyon yıldan beri yaşamakta olan sürüngenler gelirler.
  9. i) Dokuzuncu kuşak olarak yaklaşık 200 milyon yıldan beri görülen çiçekli bitkiler ve kuşlar gurubu canlılar ortaya çıkarlar.
  10. j) Onuncu kuşak canlılar olarak, 65 milyon yıldan beri bollaşan memeliler gurubu gelirler.

k) Ve en son kuşak canlısı olarak, yaklaşık 2 milyon yıldan beri de “İnsan” denilen yaratık yeryüzündeki canlılar arasına katılmıştır! Şüphesiz ki bu tarih değerleri bulunan fosillerin incelemesiyle yapılabilmektedir. Öyle ki, yapılacak yeni kazılarda bulunabilecek bir insan fosilinin incelenmesinde daha geriye doğru bir tarih öne sürülebilecektir

Çekirdeksiz Tek Hücreli Canlı

Yeryüzünün en eski yaratıkları çekirdeksiz tek hücreliler gurubu canlılardır, yaklaşık 3.5 milyar yıl önce ortaya çıkmışlardır

insanoğlu ne zamandır dünyada

Bu birbirini takip eden ortaya çıkış serisi içinde, bir sonra ortaya çıkan canlı, kendinden önce yaratılmışların artıklarını (etini, ürününü, vs.) yiyecek şekilde bir hayat tarzı geliştirmiştir. Diğer taraftan, en son türetilenin artığı başka canlılar tarafından yenmeyecek olsa ve bir yerde depolansa,  canlılar arası doğal denge tamamen alt üst olacağından, bu yeni türeyen yaratığın “tadına bakacak” şekilde, eski yaratıkların bir kısmı da yeni “uzmanlıklar” geliştirmişlerdir. Yani dünyada yeni yaratıklar ortaya çıktıkça,  daha eskiler, bu yeni “bileşimleri” de repertuarlarına katacak değişiklikleri kendilerinde yapmışlardır. Dolayısıyla, hayat, bir döngü istemine dönüşmüştür, ve ana kuralı şudur: Yaşa ve yaşat! (Ve buna ek olarak) birleşen kazançlı çıkıyor!

Hayat, bir enerji depolama sistemidir, yani  herhangi bir enerji kaynağı olmayan yerde, hiç bir şekilde bir canlı oluşmuyor, yaşamıyor. Dünyamızın temel enerji kaynağını Güneş ışınları oluşturur. Güneş ışınlarının, su, karbondioksit, metan, kükürt oksit, azot, vs. gibi moleküllerle birlikte olduğu yerlerde, şeker, aminoasit gibi organik bileşikler kendiliğinden oluşmaktadır (Nitekim Dünya’mıza düşen göktaşlarında da, bu tür organik moleküllere rastlanılmaktadır). Bunlar ise, canlıların temel besin kaynağını oluştururlar. Kloroplast denilen bir organik molekül topluluğu, güneş ışığından şeker yapma işini en kolay yöntemle elde eden bir “fabrika” gibidir. Bir taraftan su ve karbondioksit girer; fabrika ‘güneş enerjisi” ile çalışır ve diğer taraftan şeker molekülleri çıkar! İşte, dünyadaki hayat sistemini ayakta tutan temel fabrika bu sistemdir. Bu fabrikasyon işini, yeryüzünün ilk canlılarından olan mavi-yeşil algler başlatmışlardır. Daha sonra, diğer canlılar, onların bu patentini kopyalamışlar ve aynı yöntemle “yaşamaya”, yani “enerjiyi organik moleküller şeklinde bağlamaya” başlamışlardır

insanoğlu ne zamandır dünyada

Bunun en güzel örneklerinden birini, Euglena Viridis denilen bir terliksi hayvanı gösterir Bu hayvancık, güneş ışığı alan bir yerde yaşarsa, içindeki klorofil molekülleri ile güneş enerjisinden şeker elde eder ve yaşar (yani bir bitki özelliği gösterir); karanlık bir ortama düşerse, bu sefer, çevresinde organik artık, örneğin, şeker arar, ve bu şekeri, içindeki mitokondria denilen bir "fabrika"da yakarak yaşar (yani hayvan özelliği gösterir).

Yaşam Döngüsü

Doğadaki bu yaşam oyununda, hem güneş enerjisinden şeker elde etme fabrikası sahipleri memnunlar (bitkiler âlemi); hem de bu şekerleri yiyip, elde edilen enerjiyle, başka proteinler üretip, bunları depolayanlar memnun (hayvanlar âlemi)!

Hayatın amacı, nerede bir enerji kaynağı varsa, o enerjiyi kimyasal elementlerle reaksiyonlara sokup, organik madde moleküllerine dönüştürmek ve depolamak olarak görünmektedir!, Çünkü, yeryuvarında biyokütle dediğimiz tüm canlı yaratıklar ağırlığı, 4.6 milyar yıldan beri gittikçe artmaktadır. Yani Dünyamızda, cansız maddelerin ağırlığı, canlı maddelere göre, zaman geçtikçe azalmaktadır! 

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: